Hz. İsa’nın Göğe Yükselmesi Hangi Ayettir? Bilimsel ve Tarihsel Açıdan İlginç Bir İnceleme
Eskişehir’de yaşayan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bu şehir insana düşünmek için fazla fırsat veriyor. Özellikle kampüs içinde yürürken… Bir yanda öğrenciler finallere yetişmeye çalışıyor, diğer yanda kafelerde saatlerce din, tarih ve bilim konuşuluyor. Geçenlerde üniversitedeki odada çay içerken bir arkadaşım aniden bana döndü ve şunu sordu:
“Hz. İsa’nın göğe yükselmesi hangi ayettir?”
Normalde kısa cevap verip geçebilirdim ama konu aslında göründüğünden çok daha derin. Çünkü burada sadece dini bir mesele yok; tarih, dil bilimi, teoloji ve insanlığın gökyüzüne yüklediği anlamlar da işin içine giriyor.
İşin ilginç tarafı şu: İnsanlık tarih boyunca hep yukarıya bakmış. Gökyüzü bizde otomatik olarak “yüce” hissi oluşturuyor. Çocukken bile yıldızlara bakınca başka bir şey hissediyoruz. Belki de bu yüzden “göğe yükselme” fikri birçok kültürde özel bir anlam taşıyor.
Hz. İsa’nın Göğe Yükselmesi Hangi Ayettir?
Yine bir Gusa içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “Hz. İsa’nın göğe yükselmesi hangi ayettir”.
İslam inancında Hz. İsa’nın göğe yükselmesiyle ilgili en çok konuşulan ayetlerden biri Nisa Suresi 157-158. ayetlerdir. Özellikle şu bölüm dikkat çeker:
Nisa Suresi 157-158
“…Hâlbuki onu öldürmediler ve onu asmadılar… Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti…”
Bu ayetler, İslam dünyasında Hz. İsa’nın öldürülmeyip Allah katına yükseltildiği şeklinde yorumlanır. Özellikle “rafa‘a” yani “yükseltmek” fiili burada önemli bir yere sahip.
Bir başka önemli ayet ise Âl-i İmran Suresi 55. ayettir:
Âl-i İmran Suresi 55
“Hani Allah şöyle demişti: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim…”
Burada ilginç bir tartışma başlıyor. Çünkü “teveffi” kelimesi farklı şekillerde yorumlanabiliyor. Bazı alimler bunu “uyku hali” gibi açıklarken bazıları doğrudan ölüm anlamına geldiğini söylüyor.
İşte mesele tam burada akademik açıdan ilginçleşiyor.
Bir Kelime Bazen Koca Bir Tartışma Başlatabiliyor
Üniversitede çalışırken en çok fark ettiğim şeylerden biri şu oldu: İnsanlar bazen tek bir kelimenin etkisini küçümsüyor.
Ama tarih boyunca savaşlar bile kelimeler yüzünden çıktı.
“Teveffi” örneği tam olarak böyle bir şey.
Arapçada kelimeler bağlama göre farklı anlamlara kayabiliyor. Günlük hayattan örnek vereyim:
Eskişehir’de bir arkadaş “Bugün koptum ya” dediğinde gerçekten fiziksel olarak kopmuyor tabii. Çok güldüğünü anlatıyor.
Dil böyle bir şey.
Kur’an’daki bazı ifadeler de bağlama göre yorumlandığı için farklı anlayışlar ortaya çıkıyor.
Bilimsel Yaklaşım Ne Diyor?
Burada “bilimsel yaklaşım” derken laboratuvara Hz. İsa’nın göğe yükselmesini koyup incelemekten bahsetmiyoruz tabii. Zaten tarihsel-dini olaylarda bilim daha çok metin analizi, tarihsel bağlam ve dil incelemesi üzerinden ilerler.
Araştırmacılar genellikle üç temel noktaya bakıyor:
1. Metinlerin Yazıldığı Dönem
Kur’an’ın indiği dönemde Arap toplumunda “göğe yükselme” kavramı yabancı değildi. Yahudi ve Hristiyan geleneklerinde de benzer anlatımlar vardı.
Örneğin Hz. İlyas’ın göğe alınması anlatısı buna benzer şekilde değerlendirilir.
Yani göğe yükselme düşüncesi tamamen izole bir fikir değil; daha geniş bir kültürel dünyanın parçası.
2. Kullanılan Dil
Akademik çalışmalarda “rafa‘a” kelimesinin kullanım biçimleri inceleniyor.
Bu kelime bazen fiziksel yükselmeyi ifade ederken bazen manevi dereceyi anlatıyor.
Mesela günlük hayatta biri için:
“Adam kendini çok yükseltti.”
dediğimizde gerçekten havaya uçtuğunu düşünmüyoruz.
Burada statü ya da değer artışı kastediliyor.
Kur’an’daki kullanımın fiziksel mi yoksa manevi mi olduğu ise yorum farklarının merkezinde yer alıyor.
3. Tarihsel Yorumlar
İslam tarihi boyunca birçok alim Hz. İsa’nın bedenen göğe yükseltildiğini savundu.
Bazıları ise bunun ruhsal veya mecazi bir yükseliş olduğunu düşündü.
Aslında bu durum bilim dünyasında da çok normal karşılanıyor. Çünkü eski metinlerin yorumlanması matematik problemi çözmek gibi işlemiyor.
Keşke iş o kadar kolay olsa.
Bir denklem çözer gibi:
“Sonuç budur arkadaşlar, herkes dağılabilir.”
diyebilsek.
Ama insanlık tarihi böyle işlemiyor.
Gökyüzü Neden Bu Kadar Önemli?
Bu kısmı düşünmek beni hep heyecanlandırıyor.
İnsanlık binlerce yıldır gökyüzüne anlam yüklüyor. Bunun psikolojik tarafı da var.
Düşünsenize…
Ne zaman büyük bir şey hissetsek yukarı bakıyoruz. Dua ederken, umut ederken, yıldız kayarken…
Çocukken Eskişehir’de elektrikler kesildiğinde balkona çıkıp gökyüzünü izlerdim. O kadar çok yıldız görünürdü ki insan kendini küçücük hissederdi.
Sanırım “göğe yükselme” anlatılarının güçlü olmasının sebebi de bu.
Gökyüzü insan zihninde sıradan bir yer değil.
Modern İnsan Bu Konuya Neden Hâlâ İlgi Duyuyor?
Aslında burada çok insani bir durum var.
İnsan sadece “ne oldu?” sorusunu sormuyor.
“Bu olay ne anlama geliyor?” sorusunu da soruyor.
Hz. İsa’nın göğe yükselmesi hangi ayettir sorusu bu yüzden hâlâ araştırılıyor.
Çünkü mesele yalnızca bilgi değil; inanç, umut ve ölüm fikriyle de bağlantılı.
Özellikle modern çağda insanlar teknolojiyle her şeyi açıklayabileceğimizi düşündü. Ama bazı sorular hâlâ içimizi kurcalıyor.
Mesela ölüm sonrası ne olacak?
İnsan ruhu nedir?
Mucize gerçekten mümkün mü?
Bunlar bilimsel makalelerle tamamen kapanan başlıklar değil.
Kur’an’daki Anlatımın Dikkat Çeken Tarafı
Kur’an’da Hz. İsa ile ilgili anlatım oldukça dikkat çekici çünkü doğrudan dramatik detaylardan çok mesaj kısmına odaklanılıyor.
Mesela bazı tarihi metinlerde olaylar uzun uzun anlatılır. Kim geldi, ne dedi, hava nasıldı…
Kur’an ise çoğu zaman daha yoğun ve anlam merkezli ilerliyor.
Bu yüzden ayetler kısa olmasına rağmen yüzyıllardır tartışılıyor.
Aslında akademide buna “metinsel yoğunluk” diyebiliriz.
Kısa ama katmanlı anlatım.
Bir bakıma espresso kahve gibi.
Küçücük fincan ama etkisi büyük.
Hristiyanlıkta Göğe Yükseliş İnancı
Hristiyanlıkta da Hz. İsa’nın göğe yükselişi önemli bir yere sahip.
Yeni Ahit’te özellikle Luka ve Elçilerin İşleri bölümlerinde bu olay anlatılır.
Burada Hz. İsa’nın öğrencilerinin önünde göğe yükseldiği ifade edilir.
İslam’daki yorumlarla bazı benzerlikler olsa da önemli farklar bulunur.
İşte dinler tarihi çalışan akademisyenler tam burada devreye giriyor. Metinler arasındaki ortak noktalar ve farklılıklar inceleniyor.
Bazen gerçekten dedektiflik gibi bir iş oluyor bu.
Eski metinleri karşılaştırırken insan kendini tarih dizisinin içinde hissediyor.
Mucize Meselesi Bilimle Çelişir mi?
Bu soru kampüste en çok duyduğum sorulardan biri.
Açık konuşayım, bu mesele genelde yanlış anlaşılıyor.
Bilim, doğa içinde tekrar eden olayları inceler.
Mucize ise zaten tanımı gereği olağanüstü kabul edilir.
Yani bilim:
“Su normal şartlarda 100 derecede kaynar.”
der.
Mucize anlatısı ise:
“Bu olay normal şartların dışındadır.”
iddiasını taşır.
Dolayısıyla ikisi bazen farklı kategorilerde değerlendirilir.
Bu yüzden birçok bilim insanı dini anlatıları fizik kitabı gibi okumamayı öneriyor.
Çünkü amaç farklı.
Birisi “nasıl” sorusuna yoğunlaşıyor.
Diğeri “neden” sorusuna.
İnsanların Bu Konuya Duygusal Yaklaşmasının Sebebi
Bence işin en önemli kısmı bu.
Hz. İsa’nın göğe yükselmesi hangi ayettir diye araştıran insanların çoğu sadece bilgi peşinde değil.
İnsanlar ölümün son olup olmadığını düşünüyor.
Umut arıyor.
Adalet arıyor.
Çünkü dünyada bazen kötü insanlar kazanıyormuş gibi görünüyor. İnsan da içten içe şunu hissetmek istiyor:
“Hayır, hikâye burada bitmedi.”
Göğe yükseliş anlatıları biraz da bu yüzden güçlü.
İnsana devam eden bir anlam hissi veriyor.
“Hz. İsa’nın göğe yükselmesi hangi ayettir” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Gusa olarak daha fazlası için buradayız!
Eskişehir’de Bir Akşam Üzerine Düşündüklerim
Geçen gün kampüsten çıkıp Porsuk kenarında yürüyordum. Hava hafif serindi. Tramvay sesi uzaktan geliyordu. İnsanlar kafelerde oturmuş kahve içiyordu.
Bir anda şunu düşündüm:
Asırlar geçmesine rağmen insanlar hâlâ aynı soruları soruyor.
Bu inanılmaz bir şey aslında.
Teknoloji değişiyor.
Telefonlar değişiyor.
Şehirler büyüyor.
Ama insanın içindeki merak değişmiyor.
Belki de bizi insan yapan şey tam olarak bu.
Hz. İsa’nın göğe yükselmesi hangi ayettir sorusu da sadece dini bir detay değil; insanlığın gökyüzüne, bilinmeyene ve umuda bakışının bir parçası.
Ve galiba bu yüzden bu konu hâlâ milyonlarca insanın ilgisini çekiyor.